Gagrule.net

Gagrule.net News, Views, Interviews worldwide

  • Home
  • About
  • Contact
  • GagruleLive
  • Armenia profile

ÇOCUKSU DÜŞLERİMİZE SOYKIRIM YAPTIRMAYACAĞIZ #ArmenianGenocide

April 29, 2015 By administrator

By ZEYNEP TOZDUMAN

ZEYNEP TOZDUMAN

ZEYNEP TOZDUMAN

Bu yazımı, Tuzla Ermeni yetimhanesinde, yetişenlere ve bu yetimhanenin yapılmasında emeği geçen soykırım mağduru tüm Ermeni çocuklarına ithaf ediyorum.

Soykırımlar, katliamlar, baskılar, asimilasyonlar, yıkımlarla geçen yüzyıılık acının tam da yüzüncü yılında Ermeni halkı, anılarında büyük anlamı olan Armen (Tuzla) Ermeni yetimler kampının 2015 Mayıs ayında yıkılacak olmasıyla, sessiz ve derin bir üzüntü yaşamaktadır…Bizler, Ermeni halkının Sessiz çığlıklarına ortak olduğumuz kadar insanız.

Geçmişin karanlık ve kirli tarihiyle yaşadığımız bu ülkede, soykırım yaşayan halkların kalbine her gün acımasızca vurulmaya devam ediliyor. 1915 soykırımından yetim kalan yaklaşık 1500 Ermeni yetime, ev sahipliği yapan Armen ( Tuzla ) kampı, eğer durduramazsak Mayıs ayında yıkılacak… Ne yazık ki bu ülkede hayallere bile acımasızca kazmalar vuruluyor. Yaklaşık bin beş yüz Ermeni yetimin hayallerini süsleyen, insan hayatında çok anlamlı olan çocukluğumuzun geçtiği ülke yok edilecek bu günlerde.

1915 Soykırımında etnografik mühendislikle Batı Ermenistan denilen ülkeden acımasızca yerinden, yurdundan yok edilen Ermeni halkı, şimdilerde çocukluk ülkesini de kaybetmek üzere. Bu yüzden, çocuksu düşlerimize, gülüşlerimize bile soykırım yapılan ülkenin adıdır Türkiye.

Yüzyıllık bir acıyı bile üstelik kendi adreslerinde yaslarını tutmasına izin vermeyenlerin, barıştan ve özgürlüklerden bahsetmesi hiç inandırıcı değildir. Dünya genelinde tüm kiliselerin Ermeni kurbanları adına eş zamanlı Çan çalıp ayin düzenleme kararına karşı, iktidarın baskısı sonucu Ermeni patrikhanesi ve tüm Türkiye’deki kiliseler ne yazık ki ataları için özgürce ayin bile yapamadılar. Ermenilere kiliselerinde özgürce ayin yasak ama Hatay sınırındaki cihadist örgütlere, AKP eliyle destek vermek Cisressugur kentine bağlı İştebrak köyünde 35 Aleviyi katletmenin serbest olduğu bir ülkede yaşıyoruz

Katliamcı cihadist örgüt için El Kaide terör örgütünün İstanbul’da; Fatih, Şehzadebaşı, Süleymaniye ve Yavuz Selim camilerinde “Cisr El Şuğur zaferi” diyerek lokum dağıtması ise serbest…Sünni Türk olmayanların inançları özgürce yaşamasının yasak olduğu Ülkemizde Hristiyan halklara ve Alevilere yapılan baskılar 1400 yıl önce yapılan Zımmi sözleşmesinden günümüze değin devam etmektedir.

Ülkemizde tüm baskılara ve yasaklara rağmen, İstanbul HDP il örgütü Taksim meydanında yüzüncü yılın anısına belkide bu yüzden 100 çan sesiyle sessiz bir eylem düzenleme kararı aldılar. Ve bu yürüyüş o kadar anlamlıydı ki bir kez daha taçlandırıyorum yüreğimde .

Bu eylemde adeta sevinçlerimiz ve hüzünlerimiz karıştı birbirine. Soykırımda ölenler, 24 Nisan 2015 günü Çan sesleriyle işte yüz yıl sonra şimdi gömüldü ölülerimiz anlamına gelen bir eylemdi. AKP Hükumetinin özellikle Ermeni Patrik hanesine yaptığı baskılara inat, yürüyüşe katılan halklar, Hrant’ın ölümüyle başlayan hepimiz Ermeniyiz sloganından sonra hepimiz Hristiyan dediler bu eylemle. Nerede ezilen bir halk ve inanç varsa ben o’yum sözlerimin pratiğidir, İstanbul 24 Nisan anması…

1915 Soykırımı, soykırım yaşayan halklar için bitmedi, sürüyor…
Etno- dinsel, kültürel soykırım yetmedi bu ülkede ki…Şimdide binlerce mezun veren Ermeni yetimlerin anısı üzerine, lux villalar yapmak için tuzla Ermeni yetimhanesini yıkmak istiyorlar. Ermeni halkına ait olan Tuzla Ermeni yetimhanesinden yıllarca devlet, gasp ve işgal ederek rant sağlamıştır.Şimdi de yeni bir rant için bu yetimhaneyi bir daha hatırlanmamak üzere yok etmeye çalışıyor. Tuzla Ermeni yetimhanesi yıllardır Adil hukukun olmadığı ülkemizde; davalarla Ermenileri boğuşturup, boğuşturup ısrarla, kaybettir-ilmiştir. Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfının açtığı dava 19179’da bakınız nasıl sonuçlanmıştır.
”23 Şubat 1979’da Vakıflar Genel Müdürlüğü Kartal 3. Asliye Hukuk Hâkimliği’ne başvurarak, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’nın elindeki tapunun iptal edilmesini ve eski sahibine geri verilmesini istedi. Dört yıl süren davanın sonunda, mahkeme, kamp arazisinin vakfın elinden alınıp eski sahibine verilmesine karar verdi. Böylece, Sait Durmaz, 1962 yılında boş olarak sattığı araziyi, beş kuruş ödemeden, üstünde kurulu olan kamp tesisleriyle birlikte geri aldı. Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı, yıllar önce her türlü yasal işlemi yerine getirerek satın aldığı malı, sanki çalmış gibi, eski sahibine iade etmek zorunda bırakıldı” (1)
Anıları canlı tutmak, toplumsal hafızayı korumak için Ermenilerin kalbinde büyük iz bırakan, Tuzla ermeni yetimhanesini Ermeniler değil bizler yıktırmayacağız. Biz kim miyiz, Biz bu ülkede yüz yıllardır ezilen, haksızlığa uğrayan, yok sayılan halklarız. Bu dava sadece Ermeni halkının değil, bu dava Ermeni halkıyla dost halkların ve aynı zamanda HDP’nin de davasıdır diye düşünüyorum. Beklentilerimizin çok yüksek olduğu HDP’den (seçim maratonuna girdiği bu süreçte ) konuyu en yakın zamanda meclise taşıyıp, yıkım kararını durdurabilmek için önemli adımlar atmasını bekliyoruz.
Tuzla Ermeni yetimhanesinde büyümüş, eşi Rakel Dink ile bu yetimhanede tanışmış Hrant Dink’de yaşarken bu konuyla ilgili bir çok defa makaleler yazmış ”Davacıyım Ey İnsanlık ” konulu yazısında da bu feryadını çok güzel dile getirmiştir. Bizlere düşen ise Hrant’ın bıraktığı yerden vakit çok geç olmadan bu davaya sahip çıkmak, Ermeni halkının yanında olmak gerekir.
Dünde sevgili Hrant Kasparyan’ın kaleme aldığı yazıdaki ‘TUZLA ERMENİ KAMPI YIKILMASIN http://www.demokrathaber.net/guncel/tuzla-ermeni-yetimhanesi-yikilmasin-h48247.html çığlıklarına, çığlıklarımızı katmak ve acılarını görünür kılmak için bu yazıyı kaleme aldım.
Sosyal medya üzerinden bu konuyla ilgili birde imza kampanyası başlatılmıştır.
https://www.change.org/p/kamparmen-y%C4%B1k%C4%B1lmas%C4%B1n-imza-kampanyas%C4%B1?recruiter=8816459&utm_source=share_petition&utm_medium=facebook&utm_campaign=autopublish&utm_term=des-lg-share_petition-no_msg&fb_ref=Default
Bu imza kampanyası dilerim Ermeni halkının lehine görünür kılınıp, tetikleyici bir işlevi olur.
Yine umarım vakit çok geç olmadan seslerimizi duyan, vicdan sahibi bir yönetici çıkarda hem Ermenilere yapılan bu haksızlığı hem yıkım kararını durdurur…

ZEYNEP TOZDUMAN

Filed Under: Articles, Genocide Tagged With: SOYKIRIM, Turkey

1918 AYAN MECLİSİ’NDEN, BU GÜNE SÜREGELEN BELGE VE SOYKIRIM TARTIŞMALARI

March 27, 2015 By administrator

By ZEYNEP TOZDUMAN

ZEYNEP TOZDUMAN

ZEYNEP TOZDUMAN

24 Nisan soykırımının yüzüncü yılına ramak kala Türkiye’de soykırım tartışmaları, 1918’de soykırımın faillerinin yargılanması için kurulan Ayan meclisi ve Osmanlı meclis-i mebusan’ında ve Divan-ı Harp mahkemelerinde yaşanan tartışmalarından bile bu günkü hükümet, çok daha geri durumdadır. Avrupa ve dünyanın bir çok parlamentolarında ve uluslar arası kurum ve kuruluşların soykırımı tanıması ile hızlanan bir süreçte Türkiye, inkar yöntemiyle soykırımı hala ısrarla örtme peşindedir. Geçmişimizin karanlık ve kirli yönleriyle yüzleşmek bizi daha ileri bir Türkiye’ye götürmesi için olmazsa olmazımızdır.

Neden kirli tarihimizle yüzleşmekten bu kadar korkuyoruz diye sorduğumuzda; o kadar çok neden var ki. Bir kere Soykırım, hukuksal olarak yeniden yargılanırsa, açığa çıkacak cinayetlerden dolayı ”suçlanmak ”, ve buna bağlı olarak ”cezalandırılmak korkusu”. Ermeni soykırımı üzerine ülkede konuşulmaya başlanırsa, ulus devletin kurucuları olan önderlerimizin ve devletin üst düzeyinde önemli görevler yapmış kamu veya özel şahıslardan büyük bir kısmının Ermeni katliamlarına katıldığı ve Ermeni mallarının yağmalanması sonucu zenginleştiği gerçeği ortaya çıkacaktır. Bunun yanı sıra yıllarca bizlere ulusal kahraman diye yutturduklarının özünde katil ve hırsız olduğu açığa çıkacaktır.

İTC.’den kirli mirası devr alan genç Cumhuriyet, 1915 Soykırımı ile hesaplaşmadığı için günümüze değin hemen hemen her güne denk düşen katliamlarla varlığını idame ettirmiştir. 1918’de Avrupanın da baskısıyla kurulan Ayan meclisi, Osmanlı Meclis-i-mebusan ve Divan-ı Harp yargılamalarında kararlı- gerçek ve adil bir yargılama şansına sahip olsaydık eğer bu gün bu utançla yaşıyor olmazdık.

Ayan meclisi İlk oturumda, milletvekilleri tanınmış ittihatçı liderlerden savaş dönemi Dışişleri ve Adalet Bakanlıkları görevlerinde bulunmuş olan Halil Menteşe’yi, Hacı Adil (Arda)’nın yerine Meclis-i Mebussan reisi olarak seçtiler. Tanınmış ittihatçı gazeteci Hüseyin Cahit (Yalçın) da reis vekilliğine seçildi. Sultan, Ayan ve Meclis’in ortak toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, içinde bulunan karanlık atmosferin bilincinde olarak, ” Cenab-ı hakkın… Müşkül mesaimizde muvaffakiyet ihsan buyurmasını temenni…(ederim)”, diyordu.48

Fuad Bey’in 4 Kasım tarihinde Divan-ı Ali kurulması doğrultusunda verdiği önerge kabul edilmiş olmasına rağmen herhangi bir sonuç elde edilemedi. Osmanlı Meclisi’nin 31. maddesine göre, böyle bir mahkemenin kurulmasına karar verecek olan meclis 21 Aralık 1918 tarihinde bir padişah iradesiyle kapatıldı. Kanun-ı Esasi’nin 7. maddesine göre padişaha böyle bir yetki veriyordu. 71

Osmanlı Kanun-ı Esasisi’nin 60. maddesine göre, Ayan Meclis üyeleri, Meclis-i Mebusan’ın üçte bir üye sayısını geçmemek koşuluyla, sultan tarafından seçiliyordu. Bu seçim döneminde 265 milletvekili olmasına rağmen Ayan Meclisi üye sayısı 48 idi ve bunlardan 45’i aktif olarak görev yapıyordu. Eski ittihatçı liderlerden Ahmet Rıza, Ayan Meclisi Reisliği’ne seçilmesini takiben Ayan’- ı açış nutkunu okudu. Ahmed Rıza, Meclis’te Ekim- Aralık 1915 döneminde, Talat Paşa hükümetinin savaş dönemi Ermeni politikalarına karşı, dört farklı vesile ile yiğitçe meydan okumuştu. Bunların ilki 4 Ekim 1915 ( 21 Eylül 1331 ) tarihindedir. Bu oturumda Ahmed Rıza, sürüldükleri yerlerde yaklaşan kışın şiddetiyle karşı karşıya kalacak, sefalet ve çaresizlik içindeki yüz binlerce kadın, çocuk ve yaşlı için merhamet talebinde bulunmuş; Sürgünlerin ya evlerine geri dönüşlerine ya da istedikleri yerlere yerleştirilmesine izin verilmesini istemişti. Ayrıca, bir kanun önergesi vererek, kanunsuz ve ahlaka aykırı olarak tanımladığı ve ”Emval-ı Metruke”olarak bilinen Ermenilerin geride bıraktıkları malların nasıl kullanılacağına ilişkin olarak çıkartılan geçici kanunun uygulanmasının ertelenmesini istemişti.

Soykırım meselesi ülkemizde gündeme her geldiğinde sürekli bizim arşivlerimiz açık konuyu tarihçilere bırakalım diyen hükümet bu raporları bilmiyor mu? Acaba. Soykırım inkarcıları; Ayan meclisinin raporlarını, Divan-ı Harp’in mahkeme tutanaklarını, gizli şifreleri, Talat Paşanın özel genelgelerini ve bu arşivleri tarayan araştırmacıların/ tarihçilerin kamuoyunla paylaştıkları kitap, resim, sözlü tanıklık ve belgelere bakmıyorlar, adeta soykırım tezlerini çürütmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Ayrıca hiç belge olmasaydı bile bu ülkenin en kadim halklarının; bir zamanlar her dört kişiden birinin müslüman olmayan halklardan oluştuğu, nüfus istatistik bilgilerinden bilinmesine rağmen, bu gün nasıl oluyor da toplam nüfusunun içindeki payı 70 bin civarında oluyor, bunu sorgulasınlar yeter. Talat Paşanın 1915 soykırımı sırasında ve devamında Hristiyan halkların nüfusunu neden %5’le sabitlemek istediği sorusu bile bizi soykırımın nasıl yaşatıldığına götürür. Bizim varlığımız, onların yokluk sebebidir.

4 Kasım 1915 tarihli rapora göre Talat’ın baskısıyla ( Meclis’e Ermeniler lehine propaganda devam ederse, Ermenilere karşı daha sert önlemler alacağı tehdidi ve hükümet hakkında hükümet aleyhine soru önergesi vermekten vazgeçerseler, hükümet Ermenilere karşı tutumunu yumuşatma sözü verdi ) yüzünden Ahmed Rıza ve arkadaşları bu teklifi kabul etmişlerdir.”77

1918 tarihinde çalışmaya başlayan, Ayan Meclisi’nin açılışı vesilesiyle yaptığı konuşmada Ahmed Rıza’nın hatırlattığı konulardan birisi, ”vahşiyane öldürülen Ermeniler”in ruhlarını şad etmekti.78 iki gün sonra emekli asker Osman Paşa, Ahmed Rıza’yı Türkleri ve Kürtleri kurbanları arasında saymaması nedeniyle eleştirince, Rıza suçlamalarında bir adım daha ileri gitti ve Ermenilerin ”devlet eli ile ” uygulamaya konan ”resmi”bir politika sonucu imha edildiklerini açıkladı.79

Aynı oturumda bir başka Ayan azası, Damat Ferid, Ermenilerin sanki bir başka yere göç ettirilip yerleştirildikleri gibi yanlış bir kanaat uyandırdığını söyleyerek ”tehcir” kelimesinin kullanılmasına itiraz etti. .Tehcir yerine zorla yerlerinden edilmeyi daha iyi anlatan tedip (haddini bildirme ) kelimesinin kullanılmasının daha uygun olacağını savundu. Aynı konuşmada sözlerine, bu felaketin 800.000 Ermeni’nin imha edilmesi ile sonuçlandığını da eklemiştir.80

Hukuki olarak elinde fazla yetkisi olmamasına rağmen, Ayan Meclisi konu hakkında benzeri girişimlerde bulunmaya devam etmiştir. 21 Kasım 1918 tarihli oturumunda Başkan Ahmed Rıza yeni bir önerge daha okur. Divan-ı Ali kanalıyla hukuki soruşturma yapmanın çok fazla zaman alacağını, bunun yerine seri olarak yargılamaların yapılabileceği kamusal hukuk alanının tercih edilmesi gerektiğini söyler. Aksi takdirde tüm deliller yok olmaya mahkûm olacaklardır. Mesele sadece siyasi otoritenin hataları ile sınırlı bir mesele değildir ve ayrıca ”katliam, aleni şekavet, masuniyet-i şahsiyyeye ve emval ve mesakine tecavüz gibi” suçlar da işlenmiştir. Bu suçların soruşturulması doğrudan kamu hukukunun alanına girmektedir. Çünkü ”bilcümle Osmanlılar hakkında birçok efal ve cinayet dahi irtikab edilmiş ve bilhassa Arap, Ermeni, Rum vatandaşlarıma şimdiye kadar Tarih-i Osmanî’de emsali görülmedik mezalim icra olunmuştur.” İşlenen suçlar, ” cinayet-i şahsiye” olarak soruşturulması gereken cinayetlerdir ve amme hukuku alanında savcıların soruşturma yapması ve suçluların ”pençe-i adalete” teslim edilmeleri şarttır.86

Ahmed Rıza’nın bu konuşması üzerine söz alan Ayan üyelerinden Osman paşa, neden sadece ittihatçı yöneticiler suçlanmakta, tüm Türklerin olayın dışında tutulması gerektiğini savundu. Diğer bir Ayan Meclisi üyesi de niçin kurbanlar arasında niçin Türklerin failler olarak sayılmadığının sorulması üzerine bir soru yönelttiler. Ahmed Rıza cevabında, ” ben memlekette cinayetin faili olarak ittihad ve Terakki’yi veyahut diğer bir unsuru tanımam. Yalnız kuvvet-i icraiyyeyi tanırım… Harpten, cinayetten hükümet-i icraiyye mesuldür”, der. Eğer cinayetlerden bir çete veya başkaları sorumlu olsalar bile, buna Müsaade etmiş olmakla gene kabahatli olan hükümettir. Niçin Türkleri kurbanlar içinde saymadığı sorusuna da cevaben: ”Hükümet… Maatteessüf Türk hükümeti olduğu için, Türkün çektiklerini ortaya koymadım. Evet, onlar da mazlumdur. O hükümet Türk’e de acımamıştır.”

Bu tartışmalar sırasında olaylar konusunda en ifşa edici ve bu anlamda en suçlayıcı açıklama kıdemli devlet adamı Reşid Akif Paşa tarafından yapılır. Akif Paşa, savaş sonrası oluşturulan ilk kabinede Şura-yı Devlet reisi olması sıfatıyla görev yaptığını ve bu sırada iki tür belge ile karşılaştığını söyler. Bunlardan birisi dâhiliye nezaretince verilen ve vilayetlere tebliğ edilen tehcir emridir. Diğeri ise İttihad ve Terakki Merkez-i Umumi tarafından alınmış ve tüm bölgelere yollanmış olan imha emridir. Reşid Akif Bey’in ifadesi ile ‘’ Bu emr-i resmiyi takiben ise çetelerin ifayı vazife-i meluneyye şitap etmesi için Merkez-i Umumi tarafından her cihete evamır-i menhuse tamim olunmuştur.’’ Bu emir üzerine ‘’çeteler meydan alınmış ve mukatele-i zalime yüz göstermiştir.’’ Reşid Akif Paşa İttihad ve Terakki’yi kastederek, ‘’Yalnız dört sene değil, on senedir âlem-i İslamiyyeti, cihan-ı insaniyyeti tarumar eden bir hain kitle var(dır).89

2 Aralık tarihli oturumda Damad Ferid Paşa, mebusların çoğunun ya ittihad ve Terakki Fırkası üyesi ya da onun ateşli savunucuları olduklarını iddia eder. Ferid Paşa’ya göre, Divan-ı Ali, İttihad ve Terakkicilerin vakit kazanmak amacıyla başvurdukları bir taktik idi ve bunlara ‘’ bu gafilâne maharetlerin vakti geçtiğini’’ hatırlatmakta fayda vardır. Bu nedenle, Divan-ı Ali konusunda yapılan girişimlerin yeni seçimlerin yapılmasından sonrasına ertelenmesi önerisinde bulunur. Ona göre soruşturmalar Divan-ı Harb-i Örfi’lere aktarılmalıdır.

Ferid Paşa tüm bu düşüncelerini önerge olarak dile getirmiştir. Ferid Paşa’nın önergesine cevap amacıyla bir konuşma yapan Çürüksulu Mahmut Paşa savaş dönemi hükümetinin işlediği siyasi suçun bir tek harbe girmekten ibaret olmadığını, ‘’ harbin ve memleketin suret-i idaresine ait’’ birçok başka suçun da işlenmiş olduğunu söyler. Bu cinayetleri şöyle tanımlar: ‘’Gerek Ermeni, Rum gibi gayri Müslim ve gerek Müslim unsurlar hakkında irtikap olunan mezalim ve cinayet ekseriyetle o vakit mevki-i iktidarda olan kabinenin bazı aza-yı faalesi tarafından tasmim (tasarlanmış) ve tanzim ve aledderecat ( sırasıyla) bir takım alat ile çeteler denilen Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla icra edilmiştir.’’ Çürüksulu Mahmud Paşa’nın argümanı, bu suçları işleyenlerin savaş döneminde hükümet üyesi olma sıfatları vardır ve bu nedenle Divan-ı Ali’ce yargılanmaları gereklidir. Çünkü söz konusu olan bir idari suiistimaldir. Mahmud Paşa bu tezine örnek olarak’da Trabzon vilayet sınırları içerisinde gündeme gelen Ermenilerin denizde boğulmaları örneğini gösterir. Paşa’ya göre Trabzon vilayetinde yapılan cinayetlerin asıl sorumlusu Trabzon valisidir. Ordu kazasının Müslüman ileri gelenleri vali nezdinde kazadaki Ermenilerin yerlerinde bırakılmaları için girişimlerde bulunurlar. Fakat girişimler boşa çıkar çünkü vali kendilerini açıktan tehdit eder ve ‘’sizi kahr ve tenkil ederim’’, der. Vilayetteki tüm cinayetler vali ve İttihad ve Terakki Fırka katib-i mesulü (Yenibahçeli Nail) tarafından işlenmiştir. Mahmud Paşa’nın altını çizmek istediği nokta, cinayetlerin ‘’merkezden evamire tevfikan birkaç vali ile alat ve vesait-i icraiyyeleri olan memurin ile çeteler tarafından icra’’ edilmiş olduğudur.

Tartışmalar, Ayan üyelerinin, bakanın yaptığı açıklamaların yarattığı hayal kırıklığı altında, tüm bu girişimlerin olası sonuçları konusunda endişelerini dile getirmeleriyle son bulur. Ferid Paşa, üç hafta içinde bu cinayetlerin milletle alakası olmadığının Avrupa’ya mutlaka ispat edilmesi gerektiğini söyler, aksi takdirde ‘’hakkımızda sadır olacak hüküm pek ağır olacak ve son nedamet de fayda vermeyecektir.’’Ona göre, tüm ‘’ bu mezalim ve cinayetin mesuliyeti birkaç serseriye ait’’dir. Ayan’dan Hüseyin Hüsnü Paşa, 19. Yüzyılda Şam’da meydana gelen olayların soruşturması sırasında Keçecizade Mehmed Fuad Paşa’nın davranışlarının örnek alınması gerektiğini söyler. 1860’larda Lübnan’da Hıristiyanlara karşı işlenmiş benzeri suçlarla ilgili olarak Fuad Paşa, uzun uzadıya kanun prensipleri ile uğraşmamış’’, bölgeye giderek orada bir ‘’ mahkeme-i aliye’’ teşkil ederek suçluları asmıştır. Bilindiği gibi Fuad Paşa, olaylarla ilgisi olduğu iddia edilen 167 kişiyi idam etmiştir.92

Ayan meclisindeki tartışmalarda yapılan ifşaatlar içerisinde bir tanesi de Ermeni Ayan üyesi Azaryan’a aittir. 21 Kasım tarihli oturumda Reşid Akif Paşa, Ermeni konvoyların öldürülmeleri ile ilgili bölgelere yollanan gizli emir ile ilgili bilgiyi vermesinden sonra, Azaryan, İstanbul Polis Müdürü Osman Bedri ile Birinci Cihan Harbi sırasında yaptıkları bir konuşmayı aktarmıştır. Bir başka Ayan üyesi Zareh Dilber’in de hazır bulunduğu konuşmada Polis Müdürü Azaryan’a şunları söylemiştir: ‘’Siz Ermeniler kabahatsizi kabahatliden biz mi ayıracağız zannediyorsunuz. Hepsini bir suda yıkadık.’’94

Ayan meclisi tarafından oluşturulan Encümen-i Mahsus 9 Kasım’da çalışmalarına son verir ve sonuç bir rapor olarak Ayan’ın 14 Kasım tarihli oturumunda açıklanır. Komisyon Çürüksulu Mahmud Paşa’nın elindeki malzemelerin yayınlanmasına karar vermiştir. Ayan üyeleri eski Nazır Reşid Akif ve tanınmış tarihçi Abdurrahman Şeref böyle bir yayının yapılmasında ısrarlı olmuşlardır. Fakat Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın 21 Aralık 1918’de kapatılması ile birlikte Ayan’daki bu girişimlerden hiçbir sonuç alınamaz ve tüm çabalar boşa çıkar. Meclis-i Mebusan ise, Kanun-ı Esasi’nin 31. Maddesi gereği, görevlerini kötüye kullandıkları suçlaması ile hükümet üyeleri hakkında hukuki soruşturma yapılmasına karar verdi. Bu soruşturmanın ilk ayağı Meclis’in 5. Şubesi’ni bu işle görevlendirmek oldu.

Soruşturma ve araştırmalarını sürdürmek amacıyla Meclis-i Mebusan’ın, sadece 2 şube ve 7 encümeni olan Ayan Meclisi’nin aksine, 5 şube ve 21 encümeni bulunuyordu. Meclis- i Mebusan’da karar altında alınan savaş dönemi hükümet üyelerini soruşturma görevi bu şubelerden birisine verilmiştir. 5 şube’de görev yapan 45 üyenin ‘’tamamı, 1915 yılında İttihad ve Terakki’nin gösterdiği adaylar arasından seçilmişti.’’95

Nitekim, 1914’te oluşan ve son Meclis-i Mebusan mebusları, iddia edildiği gibi seçimle değil, 1918 Kasım’nda Abdullah Cevdet’in bir yazısında söylediği gibi %95’e varan bir çoğunlukla atama yoluyla gelmişlerdi. 96

Çoğunluğu İttihad ve Terakki mensubu olan 5.Şube üyeleri arasında, Ermeni tehcir ve öldürmelerine ilişkin tüm sorular tamamıyle Arap üyeler tarafından soruldu. Özellikle Adliye Nazırı İbrahim Bey’in sorgusu, Ermeni soykırımının saklı kalmış bazı vechelerinin açığa kavuşmasına yardımcı olmuştur. Nazır İbrahim Bey, her ne kadar hükümetin cinayetlere karışmış olduğunu inkar ettiyse de, istemeyerek bu katliamı kanıtlayan bazı bilgiler aktardı. Arap Mebusu Ragıp Neşaşibi, Talat’ın 13/26 Mayıs 1915 tarihli geçici tehcir kanununun, hükümetçe Meclis-i Mebusan’ın onayına hiçbir zaman sunulmadığı yolunda İbrahim Bey’i sıkıştırınca, nazır hileye başvurma yolunu tercih etti ve her iki meclisin de bu kararı onayladığını söyledi. 21 Eylül/4 Ekim 1915 tarihinde sadrazamlık makamı Ermenilerin tehciri ile ilgili layihanın ( geçici kanun ) gerekçesini ( esbabı mucibe) içeren bir teklifi (tezkere-i samiye ) meclis başkanlığına sunmuştur.

Ayrıca Nazır İbrahim Bey, sorgu sırasında, Ermenilere yönelik kötü muamele ve cinayetlerden çok geç haberinin olduğunu söyledi.Said Halim, ne Talat’ın ne de Enver’in kendisini dinlemediklerini, Enver’in, sorduğu her soruya, ‘’mesulü benim’’, deyip geçiştirdiğini, Talat’ın ‘’istediğini yaptığını’’söyledi.

Kemalist cumhuriyetinin kurucu Mustafa Kemal, meclisin açılışının ikinci günü, 24 Nisan 1920’de yaptığı bir konuşmada Ermeni katliamından ”utanılacak bir eylem” olarak söz etti. On iki gün sonra, Ordu Komutanı Kazım Karabekir’e gönderdiği bir mesajda, ”yeni bir Ermeni katliamı ” ihtimali karşısında duyduğu endişeyi dile getirirken, açıkça ”katliam”kelimesini kullandı. Mustafa Kemal’in bu katliamları kabul etmesi, katliam kurbanı Ermenilerin toplam sayısının 800.000 olduğunu açıkca söylemesiyle bu tavır özel bir anlam kazandı.197

Ne var ki aynı Mustafa Kemal, 1 Mart 1921’de Millet Meclisi’ne yıllık raporunu sunarken, 350 milletvekilinden 68’inin İstanbul Meclisi’nden gelen eski mebus ve 12’sinin eski Malta sürgünlerinden olduğunu açıklayacak ve Ermeni katliamı ile ilgili ”Türkiye’nin kendi topraklarında Türk uyruklarının işledikleri suçların yabancı bir mahkeme tarafından yargılanması” fikrine kesinlikle itiraz edecekti. Bunun yerine, Türkiye savaş suçlarına karşı iç hukuk yollarına başvurulmasını öneriyordu.201

İTC’nin mirasını devr alan Mustafa Kemal’in Ermeni soykırımı için meclisin ilk açıldığı dönemde Avrupaya şirin görünme adına bile olsa ”katliam” dediği sonradan geri adım attığı katliam sözcüğünü telafuz etmesi, raporlarda yer alması, soykırım değil de nedir?

Geçmişte bu topraklarda yaşatılan, kanla kurulan cumhuriyet’den günümüze değin soykırım sürekli inkar edildi ve her nasılsa katliam yapan İTC ve uzantısı Cumhuriyet, Ermeni halkını bu güne değin hep bir iç düşman olarak gördü/görmeye de devam ediyor. Bu iç düşman politikaların yansıması olarak 1915 soykırımı ise hala sürüyor. Barışsever Hrant Dink’in katledilmesinde, Sevag Balıkçı , Maritsa Küçük v.b. Gibi cinayetlerde hala adil bir yargılamanın olmaması devletin Ermeni halkına bakış açısıdır. Geçtiğimiz günlerde Hayko Bağdat şahsında Ankara Büyük şehir Belediye başkanı Melih Gökçek örneğinde olduğu gibi devlet erkanın Ermeniliği küçük gören, aşağılayan, varlıklarına bile tahammül edemeyen, ırkçı, ötekileştirici, nefret suçu kapsamında olan açıklamalara ise sürekli tanık oluyoruz. Bunlar belge değil de nedir sizce ?

1915 Soykırımının üzerinde yüz yıl geçti… Yüzyıllık bir yara…. Yüzyıldır yas yaşayan halklara hala umut olamayan, Ermeni yurttaşlarına yaşam hakkını bile garanti edemeyen, hala özür dilemekten itina ile sakınan sözde ileri bir Türkiye’de yaşıyoruz.

ZEYNEP TOZDUMAN

48- Necmettin S.Sılan, ”İkinci Meşrutiyette Divan-ı Ali Hareketleri”,2.kısım

71- Friedrich von Kraelitz- Greifenhourst,

77- A.g.e..,s.269.Rıza’nın Ermeni Sürgünler lehine verdiği soru önergeleri için ayrıca bkz.Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkilabı ( d.n.64),s.46-7;Akşin, İstanbul Hükümetleri, s.44-5; Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de siyasal Partiler,

78-Meclisi Ayan Zabıt Ceridesi, Devre 3, c.1. İçtima senesi 5,2.oturum, 19 Ekim 1918,s.8

80- Taner Akçam, İnsan hakları ve Ermeni sorunu, imge Kitabevi, 1999,s.418

86 Meclisi Ayan ( d.n.78),11.oturum,21 Kasım 1918, s.117

89- A.g.e.,s.122,123

. 92- Vahakn N. Dadrian, History of the Armenian Genocide ( d.n.25),s.23

94-A.g.e., 11.oturum, 29 Kasım 1918,s.123.

95-Zeki Sarıhan,’’1914-1918 Savaş Kabineleri Üyelerinin görüşleri’, Saçak, sayı 40 (Mayıs 1987): 23,

96- Aktaran Orhan Koloğlu, İctihad, 7 Kasım 1918.

197- ”Rauf Orbay’ın Hatıraları'( d.n.18),S.179

201- Mustafa Kemal,Nutuk ( İstanbul:1963),(İngilizce Metin)s.497

– ”TEHCİR VE TAKTİL” , Dİvan-ı harb-i örfi zabıtları, İttihad ve Terakki’nin yargılanması 1919-1922 , Derleyenler; Prf. Dr. Vahakn N.Dadrian- Taner Akçam

– Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması , Sessizlik, İnkar ve Asimilasyon, Taner Akçam

Filed Under: Articles, Genocide Tagged With: SOYKIRIM

HESAP SORMADIĞIMIZ HER SOYKIRIM, BİR SONRAKİNİN AYAK SESLERİDİR,

November 7, 2014 By administrator

ZEYNEP TOZDUMANBy ZEYNEP TOZDUMAN, Human right Activist Izmir, Turkey   —- also see below google translated english version   

Öncelikle ülkemde yaşatılan Ermeni- Süryani- Rum- Ezidi ve Kızılbaş soykırımlarından başlayarak, tüm dünyada soykırım yaşayan halklara ve inançlara yapılan insanlık suçlarını kınadığımı bir kez daha deklere etmek istiyorum.

Kurşun nasıl adres tanımazsa, soykırımlar da etno- dinsel adres tanımaz…. Ama illaki her soykırımda vurulan halklar, bir daha vurulur…

Dünya var olalı beri Habil ile Kayin’den günümüze değin, hep kardeş diye bildiğimiz komşu halklar tarafından yaşatılan katliamlar, günümüze değin sürmektedir. Dört kutsal kitapta yer alan yaratılış hikâyesine göre tanrı belki de ” yarattığı kullarını birbirini katletsin diye ” Babil kulesinin yapımından hemen sonra aynı dili kullanan insanların öncelikle dillerini karıştırarak, yeryüzünün dört bucağına bu yüzden dağıtmıştır kim bilir? Tanrı yarattığı kullarını neden savaştırır hiç anlamam, elbette konumuz bu değil. İŞİD ( İSİS )’in, Irak ve Suriye’de acımasızsa uyguladığı soykırımlar yüzünden dünya bu gün Radikal İslami ve Etno-dinsel soykırımları ciddi ciddi sorgulamaya başlamış gibi görünüyor. Radikal İslam şeriatına inanan İŞİD, yine Sünni İslam inancına sahip Kürt halkını vurunca ancak, radikal İslam sorgulanmaya başladı.  Bu sorgulamayı İŞİD’in son olarak Kobane’de uyguladığı vahşete karşı direnen Kürt halkına yardım etmek için dünya ezilen ve soykırım yaşayan halkların desteğinde de görüyoruz. Bu gün Kobane’de, dört parçadaki Kürtler ve Kızılbaşlar başta olmak üzere (1915’de ataları özellikle Kürtler ve Türkler tarafından katledilen) Ermeni, Süryani, Ezidilerin yanı sıra Alman, İsveç, Amerikan, Afganistan, İsviçre, Fransa ve İngiltere’den gerilla olarak Kobane’ye gelen, milis gücü olarak İŞİD ile savaşanlar bir çığ gibi büyümektedir.

Kobane’de Kürt halkıyla birlikte direnen dünya halklarını, bu yazımda bir kez daha selamlıyorum ama özellikle Ermeni ve Süryani halkının gerillalarını çok daha fazla değerli buluyorum… 1915’de soykırımı yaşayan halkların Kobane’deki Kürt halkına ilk yardıma koşması sizce bir tesadüf müdür? Ancak acıyı yaşayan bilir, acının insanda ne büyük yaralar açtığını. Bu gün Kürt halkının yanında yer alarak, şehit vererek İŞİD’e karşı birlikte mücadele eden soykırım mağduru halkları  işte bu yüzden  yüceleştiriyorum. Biliyoruz ki İŞİD’e karşı Kobane’nin kazanımı tüm ezilen ve soykırım yaşayan halkların da kazanımıdır… Bu yüzden Rojava’da kadınlar devrim doğurdu. Kobane direnişi, bize bir kez daha göstermiştir ki kadın olmadan devrim olmaz. Kadının dünyadaki statüsünü ve varlığını yeniden sorgulayan bir direniş olması bakımından Kobane, sadece ezilen halklar için değil, kadının özgürleşmesiyle ilgili de bir tarih yazıyor. Özellikle Kobane, bu yüzden biz kadınların onuru ve namusudur… Kobane kazanırsa sadece insanlık kazanmayacak, dünyanın yarısını oluşturan biz kadınlarda kazanacağız ve özgürleşeceğiz.

Kobane, 1915’de de aynı acıları yaşayan bir coğrafyadır. Dün Kobane’de Ermeniler, Süryaniler ve Ezidiler bu gün ise Kürtler yaşam mücadelesi veriyorlar. Tek bir farkla… 1915’de Kobane’de, Ermeni –Süryani ve Ezidileri dünya yalnız bırakmıştı… Kanın düştüğü yerde belki de bu yüzden Narçiçekleri hep kan kırmızısında açıyor kim bilir?

İnancım o dur ki hiçbir bayrak, hiç bir din, insanın yaşam hakkından daha kutsal değildir. Dünyaya gelen her canlının ( Bitki- Hayvan ve İnsan ) yaşam hakkını kutsayıp, saygı göstermediğimiz sürece daha çok soykırım ve katliamlar yaşanacaktır… Din yerine vicdan müessesini hayata geçirebildiğimiz kadar acılarımız da özürlerimiz de az olur.

Ülkemizde yaşatılan, son yüzyılın en büyük soykırımı ise 1915’de yaşanmıştır. 1915; Ermeni, Süryani, Pontus Rum ve Ezidiler için sonun başlangıcı olmuştur. Bu tarih yüzyıldır hafızalarımızda hep kara bir leke olarak vicdanlarımızı rahatsız etmiştir. Soykırımdan özür dilenene, hukuksal olarak yargılanana dek de vicdanlarımız rahatsız olmaya devam edecektir. Bu gün Kesab, Musul, Ninova, Telafer, Şengal, Kobane’de yaşatılan katliamlar hep 1915’in hesabını soramadığımız için yaşanıyor. Hesap sormadığımız her soykırım, bir sonraki soykırımın ayak sesleridir.

Ah! Acılı coğrafyanın 1915 gülleri, yer, gök nasıl da kana boyanmıştı o günlerde… Acı çığlıklara mezar olup, Dicle ve Fırat kan akıyordu kan. Orhan Kemal’in bir kitabında ”Bereketli topraklar” dediği bu topraklar, kadim halkların Ahlarıyla sulanıyordu İslam elden gidiyor fetvalarıyla. Yeryüzü belki de Hitler’in soykırımına kadar, bu kadar büyük acıya tanık olmamıştı. 1915 Soykırımı yaklaşık 2 milyonun üzerinde insanın bu topraklardan kazınmasına neden olmuştur. Bu suç, bu vahşet, bu acı Anadolu denilen coğrafyada yaşayan, hepimizin.

Başta ülkemizde ve dünyada başka soykırımlar yaşanmaması için kamuoyunun yakından bildiği soykırımlardan bazılarını anlatmak istiyorum. Hepsini anlatmam mümkün değil elbette insanlık tarihine not düşülen ve bu gün için bilinen 60’ın üzerinde soykırım yapılmıştır.

Bu soykırımdan bazıları ise

Türkiye coğrafyasında; 1915 öncesi ve sonrası Hıristiyan halklara, Ezidilere, Yahudilere, Alevilere ve Kızılbaş Kürtlere uygulanan soykırımlar.

Almanya’da Adolf Hitler’in; Yahudiler, Romanlar, Eş cinseller ve Engellilere uyguladığı yaklaşık 6 milyon insana yapılan soykırım.

İspanya ve Amerika’nın; Yerli halk olan Kızılderililere uyguladığı soykırım,

Amerika’nın Japonya’da; Nagazaki ve Hiroşimo’ya attığı atom bombası ile uyguladığı soykırım.
İngilizlerin Avustralya’da; Yerli halk olan Aborjinlere uyguladığı soykırım,

Saddam’ın Irak/ Halepçe’de; Kürtler ve Süryanilere yaptığı soykırım

Orta Afrika Ruanda’da : Tutsiler ve ılımlı Hutulara yapılan soykırım. 100 gün içinde 1 milyon insan katledildi.

Burma’da Budistlerin; Müslümanlara uyguladığı soykırım.

Sırpların, Bosna -Hersek savaşında özellikle Srebrenica bölgesinde; Yerli Müslümanlara uyguladığı soykırım.

Norveçlilerin; Göçerleri kısırlaştırarak ve toplama kamplarında izole ederek yaptığı soykırım…

İsrail’in; Filistin ve Gazze’de, Müslüman halklara uyguladığı soykırım bu soykırım hala devam etmektedir.

Suriye’de İslami terör örgütü ÖSO’nun; Hıristiyan halklara ( Ermeni, Süryani, Arap ) ve Nusayri ( Arap Alevisi) inançlarına uyguladığı soykırım. Görüldüğü gibi hiçbir halk sütten çıkmış ak kaşık değildir. Geçmişte yaşatılan tüm soykırımlara karşı bu gün İnsanlığın yüceltilmesi için mücadele etmek gerek.

Ve ne acıdır ki bu gün yeryüzünde özellikle İslam coğrafyalarında, soykırımlar hala devam ediyor. Geçtiğimiz Haziran ayından bu yana soykırımlar tarihine bir yenisi daha eklendi. Tarih bu soykırımı yazmaya devam ediyor.

İŞİD terör örgütünün ( Irak ve Şam İslam devleti ) 2014 Haziran’ında Irak’ta başlattığı soykırımda: Şiiler, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler insanlık dışı bir soykırımla karşı karşıya kaldı. Tecavüzler, Kafa kesmeler, zorla sünnet etmeler, 5-6 yaşındaki çocuklarla İslam nikâhı, kadınların köle pazarlarında satılması, cizye vergileri, kilise ve manastırların bombalanması, 7000 kadının hala akıbetinin bilinmemesi gibi bir dizi vahşet uygulayan İŞİD’in uyguladığı soykırım hala devam etmektedir. Yaklaşık 55 gündür Kobane’de büyük bir direnişle karşılaşan İŞİD, halkların ortak iradesi karşısında mutlaka yenilecek ve gerileyecektir.

Yakın tarihimizde Orta doğu coğrafyasında, özellikle sınır komşularımız olan halklar, sözde Arap baharıyla başlayan süreçte çok büyük acılar yaşamıştır. Sözde Arap baharından sonra Suriye’de ve Irak’ta yaşatılan soykırım ise dünyanın gözü önünde vahşice yaşatılmaya devam ediyor.

9 Haziran 2014’de İŞİD’in saldırıları sonucu ilk önce Musul’un düşmesiyle başlayan bu kanlı süreçte Süryanilerin ana yurdu olan Irak- Musul- Ninova’da yaşatılan katliam ve sürgünler ile başlayan acı dolu günler, Şengal’de Ezidilere, Telafar’de Alevilere, bu gün ise Kobane’de Kürt halkına yapılan zulümlerle sürüyor. YPG-HPG- PYD- YPJ-PKK ve PEŞMERGE’nin kararlı direnişi sonucu Kobane’ye destek vermek zorunda kalan ABD, şimdi yarattığı canavarı İŞİD’i, Kobane’den çekmek için Kürt halkına büyük destek sunmaktadır. Önce savaştır, sonra da destek ver. Geri kalmış İslam ülkelerinde tam Amerikan yani emperyalist bir politika uygulanmaktadır. Bu gün bu politikalar yüzünden yüz binlerce insan yerinden, yurdundan edilmiş, zemheri ayında aç, perişan, sağlık ve gıda sorunlarıyla yaşamaktadır.

Yaşasın Irak’ta ve Suriye’de direnen Kürt halkı. Yaşasın Kobane’de Kürt halkına destek veren dünya ezilen ve soykırım yaşayan halkları…

ZEYNEP TOZDUMAN

*****

ASK ANY ACCOUNT mAdIğImIz GENOCIDE, THE NEXT VOICE feet

Firstly Eziu my country alive by Armenians and Syriac Rum- Kızılbaş starting from genocide, I condemn genocide crimes against humanity living people and their beliefs made all over the world once again until I want to.
Does not know how to lead address, genocide does not recognize the ethno-religious peoples address …. But necessarily hit every genocide, one more shot …
Let the world existed until today since Cain and Abel, he always massacres brother survived by neighboring peoples we know, lasts until today. Four holy books according to Situated creation story God perhaps ‘get slaughtered created by the servants of one another so that’ mixing languages, primarily of people who use the same language immediately after the construction of the tower of Babel, who knows so distributed on the earth’s four corners? Fight each other ever understand why God created His servants, of course, this is not our subject. Isidor (ISIS) in Iraq and because of that cruel genocide in Syria to implement radical Islamic world and ethno-religious genocide these days seem to have begun to seriously question. Isidor believes in the radical Islamic Sharia, Sunni Kurds, but when it hits the people of the Islamic faith again, radical Islam began to be questioned. This questioning of the end of the hearing to help resist against the savagery of the Kurdish people and genocide Kobani’de living world we see in support of the oppressed people. These days Kobani’de, mainly Kurds and Kizilbash in four parts (who was murdered by especially Kurds and Turks are the ancestors in 1915), Armenian, Syriac, EZiD as well as German, Swedish, American, Afghanistan, Switzerland, France and the guerrillas from the UK from Kobani’yi, who fought with the militia ISID has been growing like a snowball.
Peoples of the world who resist with the Kurdish people Kobani’de greet once more at this writing, but especially the Armenian and Assyrian peoples of the guerrillas of the more valuable I find … living the genocide in 1915, first aid people of the Kurdish people in Kobani’yi run you think it a coincidence? However, living knows the pain, the pain of what is human large open wounds. Taking place next to the Kurdish people these days, that’s why I yüceleştiriy genocide victims killed by people who are fighting together against the hearing. We know that the Kobani’yi against hearing gain for the recovery of all the oppressed peoples and genocide … That’s why women living in Rojava revolution gave birth. Kopana resistance has shown us once again that no revolution without women. Women’s status in the world again questioning the existence and terms of a resistance that Kopana, not only for the oppressed peoples, writes about the political emancipation of women date. Especially Kopana, so we will win the women’s dignity and honor … if only mankind Kopana win, we will win in the women constitute half the world, and we will liberate.
Kopana is a pain living in the same region as in 1915. Yesterday Kobani’de Armenians, Assyrians and Kurds Ezidis these days is struggling for survival. In one difference … 1915 Kobani’yi, Armenian -Süry new and EZiD had left the world alone … where blood drops so maybe blood red pomegranate flowers are always open, who knows?
It is my belief that no flag, no religion, more about human life is not sacred. Every living thing came to Earth (Plant-Animal and Human) bless the right to life, the more there will be genocide and massacres … as long as we respect our religion instead of suffering in our life so that we can spend the conscience institution apology would be less.
Kept alive in our country, and the largest genocide of the last century occurred in 1915. 1915; Armenian, Assyrian, and Pontic Greeks was the beginning of the end for Ezidis. This date is a century bother our conscience as a black mark on our memory always. Apologize for the Holocaust, as well as legal prosecution until our conscience will continue to be disturbed. These days Kesab, Mosul, Nineveh, Tall Afar, Sengal, who survived the massacres happening because we can not always ask for the account Kobani’de 1915. Account mAdIğImIz ask each genocide are the footsteps of the next genocide.
Ah! Spicy geography of 1915 roses, ground, sky was painted in those days how grave the bitter cry and bleed … is, the Tigris and Euphrates flowed blood blood. Orhan Kemal’s in a book, ” fertile land ” said this land was irrigated by the ancient peoples of Islam goes hand Oh the fatwa. Earth, perhaps until Hitler’s genocide, has never witnessed such a big pain. About 2 million people over the 1915 Genocide led to instill these lands. This crime, the cruelty, pain living in this region called Anatolia, all of us.
Especially in our country and I want to tell the public know some of the genocide that occurred closely to avoid another genocide in the world. Of course not possible to explain all of human history and made a note to genocide less than 60 known to this day.
This is some of the genocide
Turkey’s geography; 1915 before and after the Christian peoples, EZiD the Jews, Alevis and Kurdish genocide as applied to the Kizilbash.
Adolf Hitler in Germany; Jews, Roma, sexual spouse and applied to approximately 6 million people with disabilities as genocide.
Spain and the United States; Genocide implemented by indigenous peoples, the Indians,
America, Japan; Nagasaki with atomic bombs and genocide perpetrated by Hiroşimo at. In Australia, the British; Genocide perpetrated on indigenous peoples, Aboriginals,
Saddam’s Iraq / in Halabja; Kurds and Assyrians made to genocide
Central Africa in Rwanda: the genocide of Tutsis and moderate Hutus. 1 million people were massacred in 100 days.
Buddhists in Burma; Genocide perpetrated against Muslims.
Serbs of Bosnia and Herzegovina in the war, especially in Srebrenica -H; Applied to domestic Muslim genocide.
Norwegians; Nomads of the genocide committed by isolating kısırlaştırarak and concentration camps …
Israel; Palestine and Gaza, genocide perpetrated genocide against Muslims that people still continue.
Islamic terrorist groups in Syria FSA; Christian peoples (Armenians, Assyrians, Arabs) and Nusayri (Arab Alevis) genocide perpetrated their faith. As we have seen people come from no spoon milk is not flowing. In the past alive this day genocide against all humanity need to fight for the glory.
And what on earth is the pain that these days, especially in the Islamic geography, genocide continues. Last added another new date for genocide since June. History continues to write this genocide.
Isidor terrorist organization (Islamic State of Iraq and the Levant) 2014 genocide that began in Iraq in June: the Shia, Assyrians, Armenians, Ezidis, Kurds and Turkmen were faced with a genocide inhumane. Rape, beheading, forced on to be circumcised, 5-6 year-old child with Islamic marriage, the sale of women’s slave market, capitation taxes, the bombing of churches and monasteries, 7000 women’s genocide still applied by the hearing performed a series of atrocities like to know the whereabouts still remain. Approximately 55 days Kobani’yi Isidor encounter great resistance in the face of the common will of the people must be defeated and will be back.
In our recent history in the Middle East region, especially with our neighboring peoples, the process began with the so-called Arab Spring has experienced great suffering. After the so-called Arab Spring in Syria and is survived genocide in Iraq continues to brutally alive before the eyes of the world.
June 9, 2014 the hearing of the attack as a result of first starting with the fall of Mosul this bloody process Assyrians, the main dormitory Iraq-Musul- starting painful days with the massacres and deportations were kept alive in Nineveh, Sengal in the EZiD, Telafar in the Alevis this day continues with the persecution of the Kurdish people Kobani’de. YPG-HPG- PYD- YPJ-PKK and the remaining peshmerga have to support Kobani’yi results determined resistance in the US, created the monster now hear offers great support for the Kurdish people to take the Kobani’yi. First is war, then give support. Lagging is applied to a full American imperialist policy that in Islamic countries. These days, hundreds of thousands displaced because of these policies has been the dormitory, opened in the Zemheri, shabby, lives with health and food issues.
Hooray for the Kurdish people in Iraq and Syria resisted. Long live the world in support of the oppressed peoples of the Kurdish people living Kobani’de and genocide …
Zeynep Tozduman

Filed Under: Articles, Genocide Tagged With: Genocide, SOYKIRIM, Turkey

Support Gagrule.net

Subscribe Free News & Update

Search

GagruleLive with Harut Sassounian

Can activist run a Government?

Wally Sarkeesian Interview Onnik Dinkjian and son

https://youtu.be/BiI8_TJzHEM

Khachic Moradian

https://youtu.be/-NkIYpCAIII
https://youtu.be/9_Xi7FA3tGQ
https://youtu.be/Arg8gAhcIb0
https://youtu.be/zzh-WpjGltY





gagrulenet Twitter-Timeline

Tweets by @gagrulenet

Archives

Books

Recent Posts

  • Armenia’s Education Crisis: The PISA 2025 Results Should Concern Every Armenian
  • An Armenian Story Reaches the British Royal Family
  • Pashinyan & Company, greedy, evil, all-hating & all-powerful people clinging to their chairs…
  • Why Diaspora Armenian Must Begin Discussing a Government in Exile?
  • Israel recognized Armenian Genocide, Pashinyan in Panic

Recent Comments

  • Tina on Anna Hakobyan prepared a heartbreaking text about the deprivations “Hraparak”
  • Baron Kisheranotz on Pashinyan’s Betrayal Dressed as Peace
  • Baron Kisheranotz on Trusting Turks or Azerbaijanis is itself a betrayal of the Armenian nation.
  • Stepan on A Nation in Peril: Anything Armenian pashinyan Dismantling
  • Stepan on Draft Letter to Armenian Legal Scholars / Armenian Bar Association

Copyright © 2026 · News Pro Theme on Genesis Framework · WordPress · Log in